Paralel Evren Teorisi

gokmenn

Üye
Katılım
2 Haz 2011
Mesajlar
129
Puanları
1
sizce paralel evren diye birşey var mıdır

zamanda yolculuk yapıla bilir mi

görüş ve düşüncelerinizi bekliyorum
 
yok mu yaw bi görüşü olan hocalar görüşlerinizi bekliyorum
 
Konu güzel de, diğer konudan biliyorsun, 'yine uçmuş bu deliler' derler hocam, boş ver:) Burada sadece ispatlanmış teknik teoriler mantıklı olarak kabul görür: I=V/R vs.
 
Işınlanmanın olabileceğine inanıyorum :=) mamafi geçmişe ve ya zamanda yolculuk yapılabileceğine İNANMIYORUM :=)
 
Bilimsel olarak ispatlanmış bir teori değil. Ancak dünyanın sadece gördüklerimiz ve emin olduklarımızla sınırlı olduğuna inanmıyorum. Bu gördüklerimizin dışında farklı alemler de olduğuna, zamanın göreceli olduğuna, ışınlamanın olabileceğine inanıyorum.

Bilimi dinden ayırabileceğimizi sanmıyorum. Matematiksel hesaplarla yapılan falcılık doğru gelmiyor ancak okuduğumda detaylarda gördüklerime kayıtsız kalamıyorum.
Bununla birlikte alemin basamaklar ya da gittikçe daralan bir piramit gibi olduğunu düşünüyorum, insanlar arasında da farklar olduğuna en tepeye çıktıkça daha az sayıda insanın daha geniş bir bakış açısı olduğuna, hatta boyutlara daha fazla hakim olduklarına inanıyorum. Mesela Mevlana ve Şems örneği, aralarındaki sözsüz iletişim, bana telepatiyi de hatırlatıyor (bunu artık istihbaratta da kullanıyorlar, tabii bizden uzak bunlar).
Ve inanıyorum ki, aslında bilim sınırsız ancak herkese aynı oranda açık değil. Zaman kavramının daralıp genişleyebildiği mikro örneklerle ispatlanmış bir gerçek artık. Bir cismin hızı arttıkça zamanın bizim hızımıza göre akışı yavaşlıyor. Bizim açımızdan zaman süreklilik göstererek akarken fiziksel boyutta bakıldığında arka arkaya sıralanmış anlardan /planck zamanı/ oluşuyor. Arada fark edemediğimiz boşluklar olan ama algımıza kesintisiz süreğen gelen, film kareleri gibi. Eğer bunun üzerince düşünmeye devam edersek konu çok başka noktalara gider, burada kesiyorum. İster hayal gücü de, istersen ne dersen artık.
Ben bilimin sınırsız olduğuna inanıyorum ancak mutlaka kainatın da sırları vardır ve bunlar çoğumuza söylenmeyecektir.
 
İnsan daha kendi şifrelerini çözebilmiş bir varlık değil.Bunun yanında kainatın sırlarınıda araşatıran insanoğlu belki yakın yüzyıl içinde bu sırların bir kısmına vakıf olduğunda insanoğlunun yaratılışından beri süre gelen binlerce hayalide gerçekleşmiş hatta daha fazlasını hayatının bir parçası olarak görecek.Bilim ve din (İSLAM) içiçe geçmiş bir bütündür.Zaman içinde dini öne çıkaranlar bilimi den mahrum kalmış ve gerilemişlerdir.Bilimi öne çıkaranlarda materyalist bir çizgiye doğru kaymış ve kendini inkar noktasına varmıştır. Her iki unsuru beraber öğrenip yaşadığımızda şuan yazsam bile birçoğumuzun burun kıvıracağı TAYYİ MEKAN ve TAYYİ ZAMAN kavramları daha iyi anlaşılacak.Seçkin insanlar (veli makamındaki bazı insanlar) bu özelliklere Allah'ın izni ile sahiptirler ve bu olayların şahitleri bu toplumun içinde herzaman vardır."Ben dini safsata olarak görüyorum ve böyle saçmalıklara inanmıyorum "diyenlerde çıkabilir,inanın o sadece onların sorunu :) Beyin gücü veya başka bir şekilde etkenlerle mekan ve zaman yolculukları şuan için VİP lere ait olsada ! ileride bu genelleşecek diye düşünüyor ve inanıyorum.ALLAH yarattığı güzellikleri (sanat,teknoloji,ibadet, spor vs. ) kullarının üzerinde görmek ister ve kendi yüceliğini anlamaları adına yarattığı her şeyin (okyanusların derinliklerindeki güzellikleri,galaksilerdeki gizemleri vs.) bilinmesini ,kullarının yaratıcısına bağlanmasını ister.
 
İnsan daha kendi şifrelerini çözebilmiş bir varlık değil.

Sonunda bütün bu sorular insana döner: İnsan aslında nedir? Bizi oluşturanlar nedir? Akıl + hayal kuvveti + beden + ruh + vehimler...
Hücrelere kadar milyarlarca detay. Beynimizi kontrol edemiyoruz, ne kadarını kullanabiliyoruz? Bedenimize hakim değiliz, hastalandığımızda kendimizi onaramıyoruz, hastalandığımızı geç olmadan farkedemiyoruz bile bazen. Bedenimize aynen bir hayvana bakar gibi bakıyoruz, yedirip, içirip, uyutuyoruz, saçına tırnağına Bakım yapıyoruz. Ancak, biz bu bedenden ibaret değiliz.

Aklımıza gelenleri kontrol edemiyoruz, 1-2 dakika sonra ne düşüneceğimizi, ne hatırlayacağımızı bilemiyoruz. Oysa bunlar nereden geliyor?

Birkaç dakika sonra ağzımızdan çıkacakları bilmiyoruz. Korkularımızı, vehimlerimizi kendimiz seçmiyoruz. Hayatında ilk defa bir kurt gören kuzu da, kurttan korkmasını biliyor..

Kontrolün ne kadarı biz de? Ne kadar azı? Sadece beyin ve bedene indirgeyebilsek milyarlarca farklı şekilde programlanmış makineler gibi olurduk ama değiliz.. Çünkü başka donanımlarımız da var.

Akıl ve kalp diye tanımladığımız iki farklı terazimizi var. Sorsalar hangisi nerede gösteremeyiz ama biliriz, bazı halleri biriyle, bazılarını da diğerinin kefesiyle tartarız.

Bedenimizdeki bu sıcaklığı veren nedir? Neden o çıkıp gittiğinde buz gibi kalıyor beden?

Rüyalarına dikkat eden var mı? Orada her şeyi izleyen bir göz var (rüyayı görenin hakim bakışı), bunun dışında rüyanın içindeki senin, etrafa bakışın var ve aynı zamanda rüyadaki diğer kişinin gözünden de kendine bir bakış var. Bu üç bakışı rüyada hissedebilir insan. Gözler ayna gibidir ve burada kainattaki düzene dair ipuçları var.

Bazen detaylar çok şey anlatır.

Her şeyin sırrı "İnsan"da. O, kendini çözdüğü zaman kainatı da çözecek.
 
İnsan daha kendi şifrelerini çözebilmiş bir varlık değil.Bunun yanında kainatın sırlarınıda araşatıran insanoğlu belki yakın yüzyıl içinde bu sırların bir kısmına vakıf olduğunda insanoğlunun yaratılışından beri süre gelen binlerce hayalide gerçekleşmiş hatta daha fazlasını hayatının bir parçası olarak görecek.Bilim ve din (İSLAM) içiçe geçmiş bir bütündür.Zaman içinde dini öne çıkaranlar bilimi den mahrum kalmış ve gerilemişlerdir.Bilimi öne çıkaranlarda materyalist bir çizgiye doğru kaymış ve kendini inkar noktasına varmıştır. Her iki unsuru beraber öğrenip yaşadığımızda şuan yazsam bile birçoğumuzun burun kıvıracağı TAYYİ MEKAN ve TAYYİ ZAMAN kavramları daha iyi anlaşılacak.Seçkin insanlar (veli makamındaki bazı insanlar) bu özelliklere Allah'ın izni ile sahiptirler ve bu olayların şahitleri bu toplumun içinde herzaman vardır."Ben dini safsata olarak görüyorum ve böyle saçmalıklara inanmıyorum "diyenlerde çıkabilir,inanın o sadece onların sorunu :) Beyin gücü veya başka bir şekilde etkenlerle mekan ve zaman yolculukları şuan için VİP lere ait olsada ! ileride bu genelleşecek diye düşünüyor ve inanıyorum.ALLAH yarattığı güzellikleri (sanat,teknoloji,ibadet, spor vs. ) kullarının üzerinde görmek ister ve kendi yüceliğini anlamaları adına yarattığı her şeyin (okyanusların derinliklerindeki güzellikleri,galaksilerdeki gizemleri vs.) bilinmesini ,kullarının yaratıcısına bağlanmasını ister.

Agzına Fikrine sağlık kardeşim güzel açıklama getirmişsin. Tayyi mekan , Tayyi zaman konusuna değinmişsin tayyi mekanın keramet sahibi velilerin bir yerden bir yere çok hızlı bir şekilde gidebildiğini duymuştum ve mantıgımcada böyle bir şeyin olabileceğine inanıyorum MANTIK ŞU : ALLAH ın melek lere ve cinlere verdiği bir özelliği neden yakın dostuna vermesin ki ? hiristiyan papazlarından da bazılarında bu özellikler oldugunu duymuştum.. Peki tayyi zaman tam olarak ne anlama geliyo zamanda yolculuk gibi mi ? aslında yukarıdaki ilk yorumumda zamanda yolculuk olduguna inanmıyorum demiştim fakat aklıma bir şey takıldı fikrim değişti cinlerin geçmişte yaşanan bazı şeyleri (sadece geçmişte geleceği kapsamıyo ) görebildigini hatta kaybolan çok önemli eşyaları bu sayade bulabildiklerini ve pek çok sey vs. olayları duymuştum. ve aklımda şöyle bir şey uyandı eger cinler yapabiliyosa insanogluda yapabilir bu iki konuyu benım için biraz daha açıklarsanız çok memnun olurumm
 
neml suresi
38-(süleyman)dedi:ey ileri gelenler,onun köşkü kendilerinin bana müslüman olarak gelmelerinden evvel,hanginiz bana getirir.

39-cin'den bir ifrit:sen makamından kalkmadan ben köşkü sana getiririm.ben bu kuvvete malikim;dedi.
40-nezdinde kitabtan bir ilim bulunan (insan) ben,dedi.o nu sana göz kapağın sana dönmeden (gözünü yumup açmadan)evvel getiririm. derken (süleyman)köşkü yanında durur bir halde gördü.

Kur’an-ı Kerim’de Hz. Süleyman’ın “gudvvuha üehrun ve revahuha üehrun(gidişi bir ay gelişi bir ay)” diye nitelenen bineğiyle Saba Melikesi Belkıs’ın tahtını bir saniyenin de altında bir sürede Yemen’den Kudüs’e ışınlaması anlatılmaktadır(Sebe Suresi). Guduv gidişi, revah gelişi anlatmaktadır. Kısaca Hz. Süleyman’ın bineğinin hızı, gidiş dönüş altmış gün/saattir. Kur’an’ın ifadesinde bir gün, dünya hesabıyla 1000 yıldır. Demek ki Hz. Süleyman’ın bineğinin hızı 1000x60= 60 bin yıl/saattir. Bu da saniye de 1000 ışık yılı demektir.
İnsanın keşfettiği en büyük hız şimdilik ışık hızıdır. Oysa tasavvufta nur hızı denilen ve hayalden daha süratli bir hız birimi vardır. Işığın saniyedeki hızı 300 bin kilometre olduğuna göre Hz. Süleyman’a verildiği belirtilen bineğin hızı ışık hızından da yüksektir. Yani ışınlanmanın hızı burada bize verilmiştir. Belkıs’ın tahtı göz açıp kapayıncaya kadar Yemen’den Kudüs’e taşınmıştır. Yani maddesel boyutta bir ışınlanma gerçekleşmiş ve bunu da bir insan başarmıştır(Reculün indehu mine’l-kitabi ilmün. Yani kitabi bilgilere ve tecrübi bilgilere sahip bir adam). Bu ifade bize bilimsel çalışmalarla insanlığın varabileceği sınırları çok net göstermektedir.
Bu ışınlanmayı yapmaya Cin taifesinden bir ifrit de talip olmuştur ancak onun verdiği süre biraz uzun olunca(Ayağa kalkıp oturacak kadar) Hz. Süleyman bu süreyi uzun bulmuş ve bugünün ifadesiyle teknolojik bilgilere sahip olan yardımcısından talep etmiştir. Belkıs gelipte tahtını orada bulunca ona “Bu taht senin mi” diye sorulmuş, Belkıs bu soruya “Sanki O” diye cevap vermiştir. Bu cevap bugünkü sanal gerçekçilik diye nitelendirilen biliminde ilk tanımı olmuştur.
(
http://gokturkramu.blogspot.com/2012/01/kuranda-isnlanma.html)
 
İbnül Arabi Fusus El-Hikem'de taht için der ki,

"Belkıs tahtını gördüğünde, aradaki uzaklığı bildiğinden ve bu kadar kısa bir sürede tahtın (Seba şehrinden Süleyman’ın meclisine) gelmesinin kendisince olanaksız olmasından dolayı, “Sanki o” [Neml Suresi, 27/42] dedi. Ve yaratılışın benzerler ile yenilenmesine ilişkin olarak söylediklerimiz bakımından doğru söyledi. Tahtı, (suret olarak) o tahttır ve Belkıs’ın sözü doğrudur. Nitekim sen, yenilendiğin anda, (varlığın itibarıyla değil ama, değişmez ayn’ının sureti olan suretin itibarıyla) önceki anda olduğunun ta kendisisindir."

"
İnsan türünden olan kimsenin (yani, Süleyman’ın veziri Asaf bin Berhiya’nın) tasarruf sırlarına ve şeylerin özelliklerine ilişkin ilminin, cinlerden olan kimsenin ilmine üstünlüğü (Belkıs’ın tahtını getirmek için harcamaları gereken) zaman miktarından bilinir (ki İfrit, Belkıs’ın tahtını, oturan kimsenin yerinden kalkmasından daha çabuk getireceğini söylemişken; Berhiya, bunu gözün açılıp kapanmasından önce gerçekleştireceğini söylemiştir). Gözün, baktığı şeyi algılaması; oturan kimsenin yerinden kalkmasından daha çabuktur. Ne var ki, insanın yerinden kalkması hiçbir zaman böylesi bir hızda gerçekleşmez. Böylece, Berhiya, işin yerine getirilmesinde cinden daha kusursuz oldu; öyle ki, Asaf bin Berhiya’nın (tahtı getireceğini) söylemesi ile (tahtı) getirmesi aynı anda gerçekleşti. O anda Süleyman, “Belkıs’ın tahtını yanıbaşında duruyor olarak gördü” [Neml Suresi, 27/40] — (Allahu Teâla) bu tahtı, yer değiştirmeksizin, kendi yerinde duruyor olduğu halde algıladığı sanılmasın diye (böyle buyurdu)."

"
Bize göre aktarım zamanın birlenmesiyle [ittihad] (göz açıp kapayıncaya kadar geçen kısa bir zaman içerisinde) olmayıp, ancak (Seba şehrinde) yokedilişle [idam] ve (Süleyman’ın huzurunda) varedilişle [icad], bunu bilenden başkasının kavrayamayacağı bir şekilde oldu — ki, Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır: “Onlar, yeni yaratılış konusunda şüphededirler” [Kaf Suresi, 50/15]. Görüyor oldukları şeyi görmedikleri bir zaman dilimi yoktur. Bu iş, bizim sözünü ettiğimiz gibi olduğunda; tahtın, bulunduğu yerden yok [madum] olması ve Süleyman’ın huzurunda – yaratılışın Nefesler’le yenilenmesi yoluyla– varolması (herhangi bir zaman geçmeksizin) aynı anda oldu. Ama ilmin bu kadarı hiç kimsede yoktur. Gerçekten de hiç kimse, kendine ilişkin olarak herbir Nefes’te yok olup sonra varolduğunun bilincinde değildir. "

Bu ifade dehşet bir ifadedir. Her an yenilenmekten bahseder, her an yeniden yaratılmaktan. Bu piramitin tepesindeki zaman kavramıdır. "Sadece anlar." Bu ifade insanın hiçliğine giden yolun ilk adımıdır. Hiç olan herşey olur.

Çok ilginç şeyler var, mesela neden "incire ve zeytine andolsun" diyor, incir ve zeytin tasavvufta nedir? "Tur-i Sina'ya andolsun ve bu emin beldeye" andolsun diyor. Emin belde ile kastedilen bazı tefsirlerdeki gibi Mekke'midir? Ama Mekke demiyor, eğer değilse emin belde neresidir? Ve tam çeviri ile devamı: Andolsun ki Biz, insanı, ahseni takvim (en güzele ulaşabileceği programlanmış bir zaman) içinde yarattık.

 
Son düzenleme:

Forum istatistikleri

Konular
128,396
Mesajlar
917,248
Kullanıcılar
450,282
Son üye
emrekrtd11

Yeni konular

Çevrimiçi üyeler

Geri
Üst