CEVDET ÇALIK
Profesyonel Üye
- Katılım
- 30 Ara 2009
- Mesajlar
- 1,231
- Puanları
- 481
- Yaş
- 56
Bir Tebeşir İzinin 999 Dolarlık Bedeli
1900’lü yılların başında, otomobil endüstrisinin efsane isimlerinden biri olan Henry Ford’un dev üretim tesislerinden birinde büyük bir sorun yaşanır. Fabrikanın kalbi sayılan dev jeneratörlerden biri arızalanır ve üretim neredeyse tamamen durma noktasına gelir.
Şirketin en iyi mühendisleri günlerce makinenin etrafında çalışır. Parçalar sökülür, ölçümler yapılır, hesaplar tekrar tekrar kontrol edilir. Ancak sorun bir türlü bulunamaz. Fabrikanın her durduğu saat ise Ford için büyük bir ekonomik kayıp anlamına gelmektedir.
Sonunda Ford, dönemin en parlak elektrik mühendislerinden birini çağırmaya karar verir: Charles Proteus Steinmetz.
Steinmetz fabrikaya gelir. Yanında büyük ekipmanlar ya da karmaşık cihazlar yoktur. Sadece not defteri, kalemi ve küçük bir parça tebeşiri vardır.
Saatlerce makineyi inceler. Jeneratörün sesini dinler. Hesaplamalar yapar. Ardından bir merdiven ister.
Sonunda bir merdivene tırmanır, cebinden bir tebeşir çıkarır ve jeneratörün gövdesine bir "X" işareti koyar. "Sorun buradaki sargılarda, burayı sökün ve düzeltin" der.
Mühendisler şaşkındı; günlerdir çözülemeyen düğüm bir tebeşir iziyle mi çözülecekti? Söyleneni yaptılar ve mucize gerçekleşti: Makine kükreyerek çalışmaya başladı!
Birkaç gün sonra Ford’un masasına o meşhur fatura düştü: 1.000 Dolar. Ford faturayı görünce kaşlarını çattı. O yıllarda bu çok büyük bir para idi. Ford detaylı bir döküm istedi. Steinmetz’in cevabı ise yönetim tarihinin en kısa ama en ağır dersiydi:
Tebeşirle bir "X" işareti koymak: 1 Dolar
Geri kalan 999 Dolar ise 30 yıllık bilgi ve tecrübenin ücreti demiş.
Bir cerrahın attığı o kritik kesi veya bir ustanın yaptığı küçük bir ayar, aslında on yılların uykusuz gecelerinin, binlerce başarısız deneyin ve paha biçilemez bir sezginin sonucudur. Biz uzmana ayırdığı beş dakika için değil, o beş dakikayı beş saniyeye indirebilmesini sağlayan otuz yılı için ödeme yaparız.
Dünya artık makinelerle değil, "doğru noktayı gören" zihinlerle dönüyor. En büyük sermaye artık ne fabrika ne de hammadde; en büyük sermaye, tebeşiri nereye koyacağını bilen o "usta" bakışı.
Peki, dürüst olalım: Bugün Türkiye’de bilgi ve tecrübe, gerçekten hak ettiği maddi karşılığı bulabiliyor mu?
Yoksa biz hâlâ sadece "görünen emeğe" ve "harcanan mesaiye" mi değer biçiyoruz?
1900’lü yılların başında, otomobil endüstrisinin efsane isimlerinden biri olan Henry Ford’un dev üretim tesislerinden birinde büyük bir sorun yaşanır. Fabrikanın kalbi sayılan dev jeneratörlerden biri arızalanır ve üretim neredeyse tamamen durma noktasına gelir.
Şirketin en iyi mühendisleri günlerce makinenin etrafında çalışır. Parçalar sökülür, ölçümler yapılır, hesaplar tekrar tekrar kontrol edilir. Ancak sorun bir türlü bulunamaz. Fabrikanın her durduğu saat ise Ford için büyük bir ekonomik kayıp anlamına gelmektedir.
Sonunda Ford, dönemin en parlak elektrik mühendislerinden birini çağırmaya karar verir: Charles Proteus Steinmetz.
Steinmetz fabrikaya gelir. Yanında büyük ekipmanlar ya da karmaşık cihazlar yoktur. Sadece not defteri, kalemi ve küçük bir parça tebeşiri vardır.
Saatlerce makineyi inceler. Jeneratörün sesini dinler. Hesaplamalar yapar. Ardından bir merdiven ister.
Sonunda bir merdivene tırmanır, cebinden bir tebeşir çıkarır ve jeneratörün gövdesine bir "X" işareti koyar. "Sorun buradaki sargılarda, burayı sökün ve düzeltin" der.
Mühendisler şaşkındı; günlerdir çözülemeyen düğüm bir tebeşir iziyle mi çözülecekti? Söyleneni yaptılar ve mucize gerçekleşti: Makine kükreyerek çalışmaya başladı!
Birkaç gün sonra Ford’un masasına o meşhur fatura düştü: 1.000 Dolar. Ford faturayı görünce kaşlarını çattı. O yıllarda bu çok büyük bir para idi. Ford detaylı bir döküm istedi. Steinmetz’in cevabı ise yönetim tarihinin en kısa ama en ağır dersiydi:
Tebeşirle bir "X" işareti koymak: 1 Dolar
Geri kalan 999 Dolar ise 30 yıllık bilgi ve tecrübenin ücreti demiş.
Bir cerrahın attığı o kritik kesi veya bir ustanın yaptığı küçük bir ayar, aslında on yılların uykusuz gecelerinin, binlerce başarısız deneyin ve paha biçilemez bir sezginin sonucudur. Biz uzmana ayırdığı beş dakika için değil, o beş dakikayı beş saniyeye indirebilmesini sağlayan otuz yılı için ödeme yaparız.
Dünya artık makinelerle değil, "doğru noktayı gören" zihinlerle dönüyor. En büyük sermaye artık ne fabrika ne de hammadde; en büyük sermaye, tebeşiri nereye koyacağını bilen o "usta" bakışı.
Peki, dürüst olalım: Bugün Türkiye’de bilgi ve tecrübe, gerçekten hak ettiği maddi karşılığı bulabiliyor mu?
Yoksa biz hâlâ sadece "görünen emeğe" ve "harcanan mesaiye" mi değer biçiyoruz?
