90 lı yıllarda çok fazla tren yolculuğu yaptım. Çoğu da mecburiyetten. Bu yolculuklar ile ilgili aklımda bir çok anekdot, bir sürü detay birikti. Bunlar kaybolup gitsin istemiyorum. Çoğu da Z nesli denen gençlere tuhaf hatta komik gelebilecek şeyler. Bunları aslında uzun bir yazı ile yazacaktım ama zor olacak. Mesaj mesaj ve konu konu yazmak daha kolay olacak. Okumak isteyen arkadaşlardan ricam konu altına mesaj yazmazlar ise konu bütünlüğü dağılmaz. Şimdiden teşekkürler.
1 - Yolculuk İçin Tren Bileti Edinmek
O yıllarda internet nerede, bilgisayar nerede, akıllı cep telefonu nerede. Yapılacak yolculuk için bilet edinmenin tek yolu tren garına gidip bilet almak, ya da birine rica edip aldırmak. Hele yolculuk tarihi resmi ve dini tatil günlerine denk düşerse hapı yuttunuz. Nerdeyse bir ay önceden kendim gidiş biletini alır, memlekette babama da dönüş biletini aldırırdım. Çünkü bir gün içinde o zamanlar 3 anahat treni olurdu İstanbul İzmit istikametine giden ( Meram, Pamukkale, İç Anadolu Mavi) Onlarda ihtiyacı karşılamaktan her zaman çok uzaktı . Zamanında bilet almazsanız avcunuzu yalarsınız.
Hatta numaralı bilet kalmadığı anda sınırlı sayıda numarasız bilet satılırdı. Bunlarla iki adet karşılıklı kanepenin olduğu kompartımanların bulunduğu vagonlara gidilir, boş oturacak yer varsa oturulur, yoksa saatlerce ayakta yolculuk yapılırdı . Hiç tanımadığınız insanlarla bir odaya tıkılıp karşılıklı kanepelerde misafir gibi oturuyorsunuz. Buralarda bavul konulan yerlere çıkıp orada yatarak uyuyan insanlar bile olurdu ki tam ibretlik bir sefalet.
Türk'te uyanıklık biter mi? Ben hemen bavullarımı bir yerlere yerleştirir ve numaralı koltukların olduğu vagonlara giderdim. Boş koltuklara otura otura yolculuğa devam ederdim. Kondüktör gelir seni postalamaya kalkar. He he der oturmaya devam ederdim . Bazen hiç koltuk bulamaz saatlerce ayakta giderdim. İzmit'ten Eskişehir'e kadar ayakta çok geldim. Eskişehir'de tren hurraaa boşalır. Ondan sonra rahat giderdim. Bazı uyanık arkadaşlarım numarasız bilette alamayınca tren garlarından ilçelere ait küçük tren garlarına giderlerdi. Burada şu küçük kibrit kutusunun bir yüzü kadar olan karton biletlerden sayıya mayıya bakmadan satarlardı . Bununla da bir şekilde bilet edinmiş olurduk. İzmit'ten bilet bulamayınca Sakarya ya kadar gidip orada trenden inip bilet alan arkadaşlarımda olurdu. Kontrollerin bazen çok geç yapıldığı için bu durum fark edilmezdi. Benim bu kadar patakulli çevirmeye cesaretim yoktu.
Şimdi oturduğu yerden elindeki cep telefonundan oturacağı koltuğu seçen insanlara ne kadar uzak işler.